Abd nin 2. dünya savaşında da kullandığı bir strateji (herhangi bir etik aranamaz tabi, adamlar almanyayı halı bombardıman'a tuttu ultimatomsuz sivil sit alanlarını, bir atom bombası bile bir vurusta 200.000 insan katledemezdi,
orada bir nesil yok oldu), vuruyor, çingene gibi arsızca , ve kaçak güreşiyor. açık savaş diye bir şey yok artık bu çağda, sanki savaşlar sportmence olabilirmiş gibi davranmaya bile çalışmıyorlar, bu stratejinin başarısının sırrı bu. Dünya delilerin oyun bahçesi artık.
analojiyi de nasil kuracagım pek aşikar: evimin sınırları dışında bir territory kapsamındayken, insanlar birbirleriyle konusup cok fazla spekülasyon yapiyorlar, vurkaç. Ancak gevrek gevrek sırıtıp acimadi ki acimadi ki diyebilen birileri kapı duvar olabilir bunlara. Başını öne eğip işine gücüne bakan her zaman mağdurdur. Sıcak savaş alanında kimseyi öldürmeden ahlaklı bir yaşam sürmek ve kuzu kuzu haşlanmış yumurtanı yemek ne kadar fantastischen ise, kedimin pençeleri de o oranda pedikürlüdür. iradesiz insanlar, bu da bir gercek. “Muhalife muhalif olma, kendi fikrini üret” yazıyordu bir helanın kapısında, umarım birilerinin içindeki dışkı oranının düşmesine ek olarak ufak bir iki kıpırdamaya sebep olmuştur necip tuvalet ahalisinde. Zaten bu sebeple siyaset diye birsey var "bir bok yediniz, primitifsiniz bari bunu bir düzene koyalim."yani kisaca felsefenin f'sinden biraz çakan politikanin p'siyle cok da ilgilenmez bence.
eskisi gibi diriltmiyor güneş ve aynı duyguları hissetmiyorum yeşilliğe karşı. sosyal beceriksizlik, mutfak ve dolaplarıyla da iletişememe haline kadar uzanıyor. hayatımız siyah beyaz, rötuşlanmış fotograf karelerine basılı da birşeyler yaşarken aslında onlara bakıp kendimizi kandırıyor gibiyiz. End of line.




